Avrupa Birliği, dondurulmuş Rus varlıkları üzerinden oluşturmayı planladığı tazminat kredisi ile hem Washington’ın hem de Moskova’nın baskılarına karşı kendi siyasi ağırlığını artırmayı hedefliyor. Brüksel’in yeni girişimi, müzakere masasında yeniden söz sahibi olma arzusunu açıkça ortaya koyarken tartışmaları da beraberinde getiriyor.
Ab’nin Yeni Planı: Dondurulmuş Rus Varlıkları Üzerinden Siyasi Etki Arayışı
Avrupa Birliği, uzun süredir Ukrayna savaşının seyrini etkileyen diplomatik gelişmelerde geri planda kalmaktan rahatsız. Rusya ile yürütülen dolaylı müzakerelerde ABD’nin belirleyici rol üstlenmesi, Avrupa başkentlerinde yeniden oyunun parçası olma isteğini güçlendirdi. Bu nedenle Brüksel, Şubat 2022’den bu yana AB yaptırımları kapsamında bloke edilen 210 milyar euro değerindeki Rus Merkez Bankası varlıklarını masaya koyarak etkisini artırmayı amaçlıyor.
Sıfır Faizli Tazminat Kredisi: Modern Tarihte Benzeri Görülmemiş Bir Mekanizma
AB’nin üzerinde çalıştığı plan, bu dondurulmuş varlıkları Ukrayna’nın 2026 ve sonrasındaki mali-askerî ihtiyaçlarıiçin kullanılacak bir tür sıfır faizli tazminat kredisine dönüştürmeyi öngörüyor.
Bu kredinin Kiev tarafından geri ödenmesi ancak Moskova’nın saldırı savaşını sonlandırması ve ülkenin dört bir yanında verdiği zararı telafi etmeyi kabul etmesi şartına bağlanacak. Bu model, Avrupa’ya hem siyasi hem de stratejik yeni bir kaldıraç sunuyor.
Washington ve Moskova’nın Gizli Taslağı: Brüksel’de Şok Etkisi Yarattı
Eylül ayından bu yana hazırlanan bu plan, geçtiğimiz ay ABD ve Rus yetkililer arasında gizlice hazırlanan 28 maddelik bir çerçeve belgeyle gölgelenme tehlikesi yaşadı.
Avrupalı diplomatlar, belgedeki birçok maddenin Rusya’nın çıkarlarını güçlendirdiğini, Ukrayna’nın ise zayıf pozisyonda bırakıldığını düşünüyor. Özellikle tartışmalı 14. madde, dondurulan varlıkların iki ayrı yatırım aracına dönüştürülmesi ve bu araçların hem Moskova’ya hem Washington’a ticari kazanç sağlaması önerisi nedeniyle büyük öfkeye yol açtı.
Bu düzenleme, Kremlin’in tazminat ödemeden ekonomik gelir elde etmesine imkan verebilecek bir kapı olarak yorumlandı. Avrupalılar, ABD yönetiminin dış politikayı giderek daha ticari bir çerçevede ele aldığına da dikkat çekti.
Avrupa’da “Safları Sıklaştırma” Çağrısı: Almanya’dan Sert Mesaj
Taslak belgede yer alan maddeler, AB içinde harekete geçme zorunluluğunu artırdı. Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, çarşamba günü yayımladığı yazısında şu ifadeleri kullandı:
“Eğer bu konuda gerçekten kararlıysak, dondurulmuş Rus varlıklarının akıbetini Avrupa dışındaki güçlerin belirlemesine izin veremeyiz.”
Merz’e göre bugün alınacak kararlar, Avrupa’nın geleceğini belirleyecek nitelikte.
Von Der Leyen: “Bu Kredi, Barış Müzakerelerine Güç Katacak”
Brüksel’de Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, tazminat kredisine ilişkin yasal metinleri resmen sundu. Paketin en dikkat çeken başlığı, egemenlik varlıklarının Rusya’ya iadesini yasaklayacak yeni yasa oldu. Bu düzenleme, mevcut yaptırımlarla paralel işleyecek ve AB’ye yeni bir güvenlik katmanı sağlayacak.
Yasa, AB anlaşmalarının 122. maddesine dayanıyor. Bu madde, üye ülkelerin oybirliği zorunluluğunu devre dışı bırakıp nitelikli çoğunluk ile karar alınmasını mümkün kılıyor. Böylece Macaristan gibi ülkelerin çeşitli vetolarıyla sürecin tıkanmasının önüne geçilmesi hedefleniyor.
Yeni mekanizma kapsamında dondurulan varlıklar ancak şu koşullar sağlandığında serbest bırakılacak:
- Rusya’nın eylemleri artık Avrupa ekonomisi için risk oluşturmamalı,
- Moskova, AB ülkeleri açısından ekonomik ve mali sonuç doğurmadan Ukrayna’ya tazminat ödemeyi kabul etmeli.
Ursula von der Leyen sunumunda şu sözlere yer verdi:
“Bu tazminat kredisi, barış müzakerelerinde Ukrayna’nın elini güçlendirecek ve Rusya’ya savaşın uzamasının maliyetli olacağı yönünde açık bir mesaj verecek.”
Belçika’nın Direnci: Kararın Geleceğini Belirleyecek Engeller
Ancak Komisyon, özellikle varlıkların koruyucusu olan Belçika’nın sert itirazları karşısında zorlanıyor. Cuma akşamı Belçika Başbakanı, Almanya Şansölyesi ve von der Leyen arasında yapılacak toplantı kritik görülüyor.
AB hukukçuları, Komisyon’un mevcut anlaşmaların sunduğu yasal çerçeveyi sonuna kadar zorladığını belirtiyor. Artık sürecin ilerleyip ilerlemeyeceği tamamen siyasi iradeye bağlı.


