NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, Donald Trump yönetiminin ittifakı zayıflatmadığını, aksine savunma harcamalarını artırarak daha güçlü hale getirdiğini savundu. Açıklamalar, NATO’nun güvenlik stratejisi ve küresel dengeler açısından yeni tartışmalar başlattı.
NATO neden Trump döneminde daha güçlü görülüyor?
NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, Brüksel’de düzenlediği basın toplantısında dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu. Rutte’ye göre, Donald Trump yönetimi, müttefik ülkeler üzerinde kurduğu baskı sayesinde ittifakın savunma kapasitesini ciddi biçimde artırdı.
Rutte, özellikle yıllardır tartışma konusu olan savunma harcamalarının artırılması meselesinde Trump’ın belirleyici rol oynadığını vurguladı. NATO ülkelerinin büyük bölümünün Gayrisafi Yurtiçi Hasıla’nın yüzde 2’sini savunmaya ayırma hedefini yakalamasında bu baskının etkili olduğunu belirtti.
NATO’nun savunma harcamaları hedefi nasıl değişti?
İttifak içinde yeni hedeflerin daha da ileri taşındığına dikkat çeken Rutte, son yıllarda belirlenen çıtanın artık daha yüksek olduğunu ifade etti. Buna göre NATO ülkeleri için yeni hedef, GSYH’nin yüzde 5’ine kadar çıkan bir savunma bütçesi planını kapsıyor.
Bu hedefin yaklaşık yüzde 3,5’lik kısmı doğrudan askeri kapasiteye ayrılırken, geri kalan bölüm altyapı ve destek unsurlarına yönlendiriliyor. Rutte, bu planı “iddialı ama zorunlu” olarak tanımladı ve NATO savunma harcamalarıkonusundaki dönüşümün geri döndürülemez olduğunu dile getirdi.
Rutte: “Trump olmasaydı bu seviyeye ulaşılmazdı”
Rutte’nin en dikkat çeken sözlerinden biri ise, mevcut ilerlemenin Trump’ın müdahalesi olmadan mümkün olmayacağı yönündeki değerlendirmesi oldu. Özellikle İspanya, Belçika ve İtalya gibi ülkelerin uzun yıllar hedeflerin gerisinde kaldığını hatırlatan Rutte, bu ülkelerin de artık hedeflere yaklaştığını söyledi.
“NATO’nun tamamının 2025’e kadar yüzde 2 seviyesine ulaşması, mevcut ABD yönetimi olmadan gerçekçi olmazdı” diyen Rutte, ABD’nin NATO üzerindeki etkisinin hâlâ belirleyici olduğunu açıkça ortaya koydu.
Rusya tehdidi NATO raporunda nasıl yer aldı?
NATO’nun yayımladığı son yıllık raporda ise güvenlik tehditlerine ilişkin çarpıcı ifadeler yer aldı. Raporda, RusyaAvrupa-Atlantik bölgesi için en büyük ve doğrudan tehdit olarak tanımlandı.
Ayrıca Ukrayna’ya yönelik savaşın yalnızca Rusya ile sınırlı olmadığına dikkat çekilerek, Çin, Kuzey Kore, İran ve Belarus’un bu süreçte Moskova’ya destek verdiği belirtildi. Bu durumun, küresel güvenlik dengelerini daha karmaşık hale getirdiği ifade edildi.
ABD’nin İran politikası NATO içinde nasıl değerlendiriliyor?
Rutte, basın toplantısında ABD’nin İran’a yönelik askeri hamlelerine ilişkin de değerlendirmelerde bulundu. ABD’nin İsrail ile birlikte yürüttüğü operasyonların, İran’ın askeri kapasitesini sınırlamayı hedeflediğini belirten Rutte, bu yaklaşımı açıkça destekledi.
“Alternatifi safdillik olurdu” diyen Rutte, ABD’nin askeri stratejisinin NATO açısından da önemli olduğunu vurguladı. Ancak NATO’nun bu çatışmalara doğrudan dahil olmadığına da dikkat çekti.
Hürmüz boğazı krizi enerji piyasalarını nasıl etkiliyor?
Orta Doğu’daki gerilim, özellikle Hürmüz Boğazı üzerinden küresel enerji piyasalarını etkilemeye devam ediyor. Dünya petrol arzının yaklaşık beşte birinin geçtiği bu kritik su yolunda yaşanan gelişmeler, fiyatlarda dalgalanmalara yol açtı.
Rutte, Avrupa ülkelerinin bu krize çözüm bulmak için çeşitli planlar üzerinde çalıştığını belirtti. Fransa, Almanya, İngiltere ve Hollanda gibi ülkelerin yanı sıra Japonya’nın da sürece dahil olduğunu ifade etti.
Avrupa ülkeleri askeri müdahaleye neden temkinli yaklaşıyor?
Avrupa Birliği ülkeleri, bölgede doğrudan bir askeri müdahalenin risklerini göz önünde bulundurarak daha temkinli bir yaklaşım sergiliyor. Brüksel’de yapılan son zirvede, müdahale için uygun zamanın henüz oluşmadığı yönünde görüş birliği sağlandı.
Öte yandan İngiltere ve Fransa’nın öncülüğünde 30’dan fazla ülkeyle yürütülen askeri görüşmelerin sürdüğü ve Hürmüz Boğazı’nın yeniden güvenli hale getirilmesi için bir koalisyon oluşturulmasının gündemde olduğu bildirildi.


