10:04 am - Sunday 11 December 2016
| | |


Ukrayna-Rusya İlişkilerinde Krize Neden Olan Parametreler

By TUİD WebAdmin - Pts May 16, 7:50 am

ukraynarusya

Doksanlı yıllarda Doğu Avrupa’da esen rüzgârlar sonucunda Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla birlikte bağımsızlıkların kazanıldığı, büyük dönüşümlerin yaşandığı bir dönem olmuştur. Bu dönüşüm sürecinde Rusya Sovyetler Birliği ile eskiden kendisine bağlı olan cumhuriyetleri Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT) çatısı altında yeniden kontrolü altına almaya çalışmıştır.

Rusların amacı, Sovyetlere göre daha gönüllülük esasına dayanan yeni bir birlik kurmaktı. Bu politika, 1990’larda “Yakın çevre” adı altında oluşturuldu. Rusya bu görüş doğrultusunda dış politika geliştirirken bu dönemde jeopolitik önemi iyice belirginleşen Ukrayna ise tam tersi bir politika izleme yolunu seçmiştir. Bağımsızlık sonrası Ukrayna, Rusya’nın milli güvenliği ve savunması açısından önemli bir ülke konumuna gelmiştir. Soğuk Savaş sonrası Karadeniz’de yeniden nüfuz kazanmak isteyen Rusya, Kırım’ın egemenliğini tekrar kazanmayı politik bir hedef olarak benimsemiştir. Rusya ve Ukrayna dağılmanın neticelerine hazırlıklı olmadıklarından nasıl ve ne çerçevede ilişki kuracaklarını bilemediklerinden iki ülke arasında bir güvenlik bunalımı sorunu meydan gelmiştir.

2000’li yıllardaki bölgede meydana gelen devrimler, bazı eski Sovyet cumhuriyetlerinde Rusya aleyhine iktidar değişikliklerine neden olmuş ve eksen kaymasıyla BDT’nin anlamı azalmaya başlamıştır. Ukrayna’nın tam üyeliği onaylamayıp ortak üye olarak kalması, ardından BDT içerisindeki başka ülkelerle birlikte AB’nin eski Sovyet Cumhuriyetlerine yönelik olarak oluşturduğu “Doğu Ortaklığı” programına yönelmesi, Rusları rahatsız etmiştir.

Ukrayna sahip olduğu jeopolitik konumundan dolayı sadece Rusya açısından değil Batılı devletler açısından da önemini hep korumuştur. Brzezinski Büyük Satranç Tahtası adlı eserinde, Ukrayna, Azerbaycan, Türkiye, İran, Güney Kore ve Gürcistan’ı “jeopolitik mihverler” ya da “eksen ülkeler” olarak değerlendirmiştir. Brzezinski’ye göre bu tür ülkeler her an küresel bir aktörün ya da aktörlerin çıkarları yönünde yeni roller üstlenebilecekleri dış etkilere maruz kalabileceklerdir.

Rusya ve Ukrayna arasındaki kritik temel sorunlar, Ukrayna’nın bağımsızlığını kazanması ile birlikte başlamıştır. Ukrayna’nın bağımsızlığının ilk yıllarında şu dört temel sorunun Rusya’yla olan ilişkilerine egemen olduğu bilinmektedir:
1. Rusya’nın Ukrayna’nın bağımsızlığına yönelik algısındaki değişim süreci ve Ukrayna’nın BDT’ye yönelik bakış açısındaki dönüşüm;
2. Karadeniz Filosu’nun paylaşılması ve Kırım’ın hukuki statüsüne dair iki taraflı görüşmeler;
3. Ukrayna’daki nükleer silahların sökülmesi ve Rusya’ya nakli;
4. Ukrayna’da yaşayan on bir milyondan fazla Rus nüfusun azınlık haklarının tanınması ve geliştirilmesi.

Rusya, 1994’te imzalanan Budapeşte Anlaşması ile teoride “Ukrayna’nın toprak bütünlüğüne, Kırım üzerindeki egemenliğini onaylamasına rağmen” pratikte Ukrayna’yı daima anavatanının bir toprağı olarak algılamış ve Kırım Yarımadası ile Sivastopol üzerindeki Ukrayna egemenliğini asla kabullenememiştir. Budapeşte Anlaşması’na aykırı olarak 2014’de Rusya, Kırım’ı işgal ve ilhak etmiştir. Kırım’ın ilhakı ile Rusya, Karadeniz’de stratejik üstünlüğü yeniden elde etmiş, Sivastopol’deki deniz üssünü ele geçirmiş, Akdeniz’e deniz gücü intikal ettirebilme ve Akdeniz’de daimi deniz gücü bulundurabilme yeteneğini kazanmıştır. Ayrıca, Rusya Kırım’ı ilhak etmek suretiyle hava kuvvetlerinin operasyon alanını Karadeniz’in batısına genişletmiştir. Kırım’ın uluslararası hukuka aykırı olarak yapılan referandum sonuçlarını Türkiye tanımamıştır. Kırım’ın ilhakı, Karadeniz’de enerji rekabetini değiştirmiş ve önemli sonuçlar ortaya çıkarmıştır. Rusya’nın Kırım’ı ilhak etmesinden sonra Ukrayna’nın doğu ve güney bölgesinde ayrılıkçı unsurlar Rusya tarafından desteklenmiş ve bu durum bölgedeki istikrarsızlığı daha da artırmıştır. Bu krizde en çok zarar gören şüphesiz Kırım Türkleridir.

Ukrayna krizinin özünde yine bir normun, uluslararası sistemin temel yapı taşlarından olan toprak bütünlüğü ve sınırların değişmezliği ilkelerinin özellikle Batılı ülkelerin bu yönde taahhütte bulundukları bir ülke olan Ukrayna örneğinde çiğnenmesi bulunmaktadır. Rusya’nın ihlal ettiği kırmızı çizgiler küresel güvenlik yönetiminde ciddi bir boşluk olduğunun göstergesidir. Rusya’nın Kırım’ı ilhakı ve Ukrayna üzerindeki baskıyı arttırarak eski Sovyet coğrafyasında “revizyonist” bir söylemi benimsemesinin en önemli nedeni Uluslararası toplumun kendi içindeki dağınıklığı ve ABD’nin norm ihlallerini cezalandıracak bir liderliği gösterememesidir. Şu anki konumuyla Ukrayna’nın AB ve Rusya arasında sıkışmış bir durumda olduğu görülmektedir. Yani ülkenin bu taraflardan birine yönelmesi halinde diğer taraftaki çıkarlarını göz ardı etmesi kaçınılmazdır.

Kriz sonrasında ABD ve AB Rusya’ya yönelik ekonomik alanda bazı yaptırımlar uygulamaya başlamıştır. Rus ekonomisi bu durumdan ciddi zarar görmüş fakat Ukrayna üzerinde uyguladığı işgalci tutumundan geri adım atmamıştır. Buna en temel sebep olarak bölgede taviz verirse kontrolü altındaki diğer ülkelerde de kıvılcımın yayılma ihtimalini göze alamaması olarak değerlendirilebiliriz. Hatta Ukrayna’dan sonra Suriye meselesi üzerinden Ortadoğu’da etkinliğini artırmaya çalışmaktadır. Oluşan yeni konjonktürde bu krizin Doğu Batı kamplaşmasına neden olma potansiyeline sahip olduğu sonucuna varabiliriz.

QHA

TUID bizi Twitter da takip et, Facebook da ekle. RSS servisimize üye ol