09:56 pm - Saturday 03 December 2016
| | |


Rusya yekpare ve kontrolsüz bir güç mü?

By TUİD WebAdmin - Cum Ağu 12, 9:18 am

rusya-gercekten-yekpare-ve-kontrolsuz-bir-guc-mu_1431090987

Sovyetlerin dağılmasından sonra Batı ile Rusya arasında amansız bir güç mücadelesine sahne olan Ukrayna’daki son kriz, bilindiği üzere Rusya yanlısı Yanukoviç Hükümeti’nin 2013 Kasım’ında AB ile Katılım Ortaklığı Anlaşması’nı imzalamaktan imtina etmesiyle başladı. Soçi Olimpiyatları’nı fırsat bilen Batı yanlısı gruplar devrimle Kiev’de kontrolü yeniden ele geçirirken, olimpiyatlardan sonra Rusya buna Kırım’ı önce işgal, daha sonra da tartışmalı bir referandumla ilhakla yanıt verdi. Ukrayna’nın Donetsk, Lugansk gibi şehirlerini içeren Doğu bölgesinin iç çatışmaya sürüklenmesine yol açan bu siyasi krizde dikkatler ister istemez Rusya yönetimine ve onun Ukrayna özelinde Batı ile ilişkilerindeki gerçek niyetine odaklandı.Bu manzarada akla gelen ilk sorular şunlar oldu: Rusya dışarıdan göründüğü gibi yekpare bir siyasal organizasyona ve sınırsız bir güce sahip mi ve Rusya eski Sovyet ülkelerini tekrar ele geçirmek için Batı ile çatışmayı göze alabilecek kadar ‘aşırı’ bir rotada mı? Bütün bu sorulara yanıt bulmak için Rusya’nın mevcut durumu ve içsel dinamiklerine kısaca bir göz atmak lazım: 

 

Yeni orta sınıf

 

Sovyetlerden sonra Batı ile siyasi, ticari ve kültürel alanlarda bütünleşmeye niyetlenen ve 1990’larda bu akımın doruk yaptığı Rusya’da entegrasyon süreci inişli çıkışlı zamanlar geçirse de yıllardır devam ediyor. Gelinen noktada karşımızda dünya ekonomisine ağırlıkla Avrupa’ya sattığı enerji hammaddeleriyle eklemlenen ve buna mukabil yoğun Batı sermayesiyle işleyen Rusya ekonomisi gerçeği yer alıyor. Bununla birlikte siyaseten özgün bir yapıya sahip olan ve kendini Putin ile birlikte uluslararası ilişkilerde Doğu ile Batı arasında farklı bir güç merkezi gibi sunma gayreti olan eski bir devlet geleneği de bulunuyor. Sosyolojik bazda ise tarihsel olarak ilk defa dünyayla bu kadar içli dışlı olan ve belirli bir büyüklüğe erişen Rus orta sınıfı vakasıyla karşılaşıyoruz. Sovyet dönemi sarmalından arındırılmış, dünyayı tanımaya başlayan ve farklı bir eğitim süzgecinden geçen bambaşka bir kuşak ‘eskinin’ yanında yerini alıyor. Hal böyle olunca Rusya’da toplumsal tabakada geçmişteki tekil yapının aksine bugün üç ayrı Rusya bulunuyor:

Bunlardan birincisi; genelde Rusya’nın taşrasında bulunan, Sovyet dönemi köhnemiş ilişki ağını sürdüren ve ülkenin zengin yeraltı kaynaklarının dağıtımından pay alarak kendini idame ettiren ‘sessiz çoğunluk‘. İkinci olarak başta büyük şehirlerde yaşayan, dünyaya entegre olmak suretiyle eski sistemden ayrışan ve sayıları giderek artan ‘özgürlükçü azınlık’ ve üçüncü olarak da ülkenin merkezi birimlerinden kopuk olarak kendi yerel kurallarına göre yaşayan ve kimi sorunlu etnik bölgeleri de içeren ‘yalıtılmış topluluklar’.

 

Kendi kararı gibi…

 

Putin rejimi siyasi desteğini ağırlıkla ilk tabakadan alıyor. Ancak rejimin içerisinde homojen bir yapıdan bahsetmek mümkün değil. En son Putin’in 11 gün kaybolup tekrar ortaya çıkmasıyla yeniden gündeme gelen Kremlin içerisindeki farklı kliklerin çatışması aslında Rusya’yı yakından tanıyanlar için sürpriz de değil. Dışarıda bilinenin aksine dikey iktidar mekanizmasının tepesinde bulunan Putin mutlak iktidara sahip ve tek başına karar alan bir Çar’dan ziyade, kapalı kapılar ardında uzlaşıyla alınan kararları salt kendi kararıymış gibi yekpare güç reklamıyla gösteren bir isim. Çünkü ülkenin politik kliklerinde Batı yanlısı ve rejim karşıtı Liberaller, bunun yanında kendi çıkarlarını Batı ile birlikte gören ve yönetimdeki Liberaller, Rusya’nın yeniden bir imparatorluk olmasını arzulayan ve ABD’ye düşman ‘Avrasyacılar’ ve en önemlisi Batı’ya düşman olmayan ama Rusya’nın kendine özgün bir yol izlemesi gerektiğine inanan güvenlik/istihbarat bürokrasisinin üyeleri ‘Siloviki’ yer alıyor. Diğer irili ufaklı çıkar gruplarını da buraya kattığımızda geçmişteki ‘Nomenklatura’nın aksine çok daha karmaşık bir siyasal yapıdan bahsediyoruz. Putin rejiminin siyasal seçkinleri aslında bu gruplar arasında bir koalisyonun yansıması. Rejim, günlük siyasi gelişmelere göre kimi gruplara daha yakın dururken kimilerini dışlamaktan çekinmeyerek belirli bir dengeyi gözetiyor ve kliklerin aşırılıklarını kendince törpülüyor.

 

Fikir özgürlüğü sorunu

 

İç siyasetteki bu Rusya manzarası ve çeşitliliğine en güzel örneği ise son aylardaki Ukrayna krizi üzerinden Rus Akademisi’nde yaşanan ilginç gelişmeler veriyor. Rejim karşıtı liberal grupların önde gelen isimlerinden Prof. Andrey Zubov ‘Vedomosti’ gazetesine yazdığı makalede Rusya’nın Kırım işgalini Hitler’in 1938’deki Avusturya’yı ilhakına benzeterek Putin’i ağır bir dille eleştirince Rusya’nın saygın üniversitelerinden MGIMO’daki (Moskova Devlet Uluslararası İlişkiler Enstitüsü) işinden olmuştu. Rus Dış Politikası ile ilgili hayati bir meseleyi yine Rusya Dışişleri Bakanlığı’na bağlı bir üniversitede yermek bile başlı başına bir meseleyken üniversite mezunlarının ve diğer akademisyenlerin baskısıyla profesör işine geri dönebilmişti. Bu olay fikir özgürlüğünün Rusya’da sanıldığı kadar tek boyutlu olmadığını ve çok daha çetin bir durumun mevcut olduğunu ortaya koyarken yine benzer bir olay bu sefer farklı kanatta yaşandı. Yine Rusya’nın saygın üniversitelerinden biri olan MGU (Moskova Devlet Üniversitesi) profesörü ve Türkiye’de de bilinen bir isim olan, Avrasyacıların lideri Prof. Aleksandr Dugin, Putin yönetimini Ukrayna’da sadece Kırım’a odaklanıp Ukrayna’daki diğer Rusya yanlısı bölgeleri ihmal etmek suretiyle Batı ile ilişkileri zorlamadığı, Batı ile ittifak halinde olduğu  ve alternatif Avrasyacılık hedefini gölgelediği gerekçesiyle suçlayınca yine üniversitedeki kürsüsünden oldu! Öyle ki siyaset bilimi literatüründe içerideki işbirlikçileri betimleyen ‘beşinci kol’ kavramına ilaveten Dugin, ‘altıncı kol’ kavramını ortaya atarak Putin rejimi içerisinde gizlenen Batı yanlılarını hedef aldı.

Yukarıda anlatılanlar çerçevesinde Rusya iç siyasetinde yönetici elit arasındaki farklılaşma ve çekişme konunun dış politikaya yansımasını yani Rusya’nın Kırım üzerinden Batı ile ilişkilerini de yeniden sorgulamamız için önemli ipuçları veriyor. Bu minvalde, gelinen nokta itibariyle baştaki soruları şu şekilde düzenlemek mümkün: Ukrayna’nın doğusuna Rus ordusunun girişi an meselesi mi yoksa Kiev’deki Batı kontrolü karşılığında Moskova, Kırım’ın koparılması için yine Batı ile örtülü bir mutabakatta mı? Batı, Ukrayna için Ukrayna da Kırım uğruna Ruslarla savaşmayı göze alabilir mi, ya da genel plan dahilinde Ruslar ülkenin Doğu ve Güneyini ayaklandırarak Ukrayna’ya ölümü gösterip Ukrayna’yı sıtmaya yani Kırım’ın koparılmasına razı etmiş olabilir mi?

 

Mücaledeyi kim kazanacak?

 

Sonuçta Ukrayna krizi üzerinden tartışılan Rusya-Batı ilişkilerinde yapılan resmi açıklamalar, tarihsel imparatorluk pazarlamaları, yeni soğuk savaş sunumlarının aksine Moskova’nın nereye kadar gideceği dış etkeni bol bir süreç. Petrol fiyatının ani düşüşü ve yaptırımlarla sarsılan Rusya ekonomisinin, petrol fiyatının Ukrayna’daki durum ve Kremlin-Batı ilişkilerine bağlı olarak toparlanma ihtimali göz önünde bulundurulduğunda bu sürecin iniş-çıkışlı olacağını kestirebiliriz. Ancak, yukarıda yazılanlardan ortaya çıkan bir gerçeklik var ki o da Rusya’nın ne sanıldığı kadar yekpare ne de Batı’yla ipleri tümden koparabilecek kadar kontrolsüz bir güç olduğu. Gelinen noktada Rusya’nın ne salt bir bölgesel güç olacak kadar küçük ne de küresel bir aktör olacak kadar büyük olduğu tesbiti de meselenin bir başka boyutu. Fakat asıl önemli olan, hem Rusya’nın geleceğinin hem de Kremlin’deki iktidar mücadelesini hangi siyasal kliğin kazanacağının Moskova’nın Çin ile ABD arasında oluşan rekabette nasıl bir denge izleyeceğine yani kimin tarafına yanaşacağına bağlı olması.

 

 

Dr. Volkan Özdemir @VozdemirV

http://www.medyagunlugu.com/

TUID bizi Twitter da takip et, Facebook da ekle. RSS servisimize üye ol