04:50 pm - Monday 25 September 2017
| | |


NÜKLEER ÖLÜMÜN ADI: “ÇERNOBİL”

By admin - Çar Oca 03, 12:00 am

Image

Çernobil Nükleer Santrali’nin patlamasının üstünden 21 yıl geçti. Çevrebilimciler faciaya yol açan santralın kapatılmasını sevindirici buluyorlar. Ancak, 1986’da yaşanan felaketin etkileri fazlasıyla görülüyor.

 

Eski Sovyetler Birliği’nin Ukrayna ve Beyaz Rusya sınırındaki ormanlar ve terk edilmiş köylerin bulunduğu bölge geyik, kunduz, porsuk, vaşak, gibi hayvan türlerinin ve beyaz kuyruklu deniz kartalı, kara leylek, yeşil turna gibi 270 tür kuşun barındığı Avrupa’nın en zengin doğal yaşam alanlarından biri veya biri idi…

 

Böylesi bir biyolojik çeşitliliğe ev sahipliği yapan yer, kuşkusuz milli park olarak korunmaya alınabilir. Ancak üzücü olan, bu muhteşem doğal güzelliklere sahip alanın, 1986 yılındaki kazanın başrolünü üstlenen Çernobil Nükleer Santralı’nın çok yakınındaki “”ölüm bölgesi””nde yer alması…

 

15 Aralık 2000’de, 14 yıl boyunca çevreye büyük miktarlarda radyasyon yayan Çernobil Nükleer Santralı’nın işletmedeki son reaktörü kapatıldı. Ancak değişen fazla bir şey yok.

 

Bundan 21 yıl önce, 25 Nisan 1986’da öğle yemeğinden çıkan bir mühendis, elektrik denemesi için, RBMK tipi reaktörün “”acil soğutucu sistemlerini”” iptal ediyordu. Teknisyenler, akşam üstüne doğru, reaktörün gücünü minimuma indirmişlerdi.

 

Amaçları, reaktörün çalışması ansızın durduğunda, buhar tirbünlerinin daha ne kadar süre çalışmayı sürdürebileceklerini ve böylece ne kadar süre acil güvenlik sistemine güç sağlayabileceklerini öğrenmekti.

Ancak, bu durumda, RBMK tipi grafitgaz reaktörlerinin müthiş bir istikrarsızlık kazanacağından haberleri yoktu.

 

Deney!…

 

Deneyin yapılacağı 25 Nisan 1986’da önce reaktörün gücü yarıya düşürüldü, ardından da acil soğutma sistemi ile deney sırasında reaktörün kapanmasını önlemek için tehlike anında çalışmaya başlayan güvenlik sistemi devre dışı bırakıldı.

26 Nisan günü saat 01:00’i biraz geçe teknisyenler deneyin son hazırlıklarını tamamlamak üzere ek su pompalarını çalıştırdılar. Bunun sonucunda gücünün yüzde 7’siyle çalışmakta olan reaktörde buhar basıncı düştü ve buhar ayırma tamburlarındaki su düzeyi güvenlik sınırının altına indi.

Normal olarak bu durumda reaktörün güvenlik sistemine ulaşması gereken sinyaller de teknisyenler tarafından engellendi.

Su düzeyini yükseltmek için buhar sistemine daha fazla su aktarıldı ve saat 01:23’de deneyin fiilen başlatılması için koşulların oluştuğuna karar verildi.

Geri kalan diğer acil güvenlik sinyali bağlantılarını da kestikten sonra türbinlere giden buhar akışı durduruldu. Bunun sonucunda dolaşım pompaları ve reaktörün soğutma sistemi yavaşladı.

Yakıt kanallarında ani bir ısı yükselmesi görüldü ve yapım özellikleri nedeniyle reaktör tümüyle denetimden çıkmış oldu. Tehlikeyi farkeden teknisyenler reaktörün çalışmasını durdurmak amacıyla bütün denetim çubuklarını derhal sisteme sokmaya karar verdiler. Ama aşırı derecede ısınmış olan reaktörlerde saat 01:24’te yani deneye başlanmasından bir dakika sonra iki patlama oldu.

 

Bu patlamanın ayrıntıları tam olarak bilinememekle birlikte, denetim dışı bir çekirdek tepkimesinin gerçekleşmiş olduğu anlaşılmaktadır.Üç saniye içinde rektörün gücü %7’den %50’ye fırladı. Yakıt parçacıklarının soğutma suyuyla karşılaşması, suyun bir anda buhara dönüşmesine yol açtı. Oluşan aşırı buhar basıncı reaktörün ve santral binasının tepesini uçurdu. Reaktördeki zirkonyum ve grafitin yüksek sıcaklıktaki buharla karşılaşması sonucu oluşan hidrojen yanarak bütün santralı ateşler içinde bıraktı.

 

Uluslararası bir kaza: Radyoaktif reaksiyon; 

Gece yarısı saat 01’i, 23 dakika 58 saniye geçe, ardı ardına gelen iki müthiş patlama yaşandı. Santralin 1,016 bin ton ağırlığındaki damı, bir fişek gibi gökyüzüne fırlamış; ardından da, tüm gücüyle santralın üstüne düşmüştü.

 

İlk patlama sırasında 31 kişi hayatını kaybetmiş ve radyoaktif bulut, ağır ağır bölgenin üzerine yayılmıştı. Açığa çıkan radyasyon korkunçtu: Dünya Sağlık Örgütü’nün açıklamalarına göre Hiroşima ve Nagazaki’ye atılan atom bombalarının toplamından 200 kat fazlaydı.

 

Sovyet yetkilileri, ilk başlarda felaket haberini gizlemeye çalıştılar. Olaydan kısa bir süre sonra hayatını kaybeden, radyasyondan korunmak için gereken teknik ekipmana sahip olmayan bir çok itfaiye eri, yapı içinde başlayan otuz ayrı yangınla mücadele ederken, rüzgâr radyoaktif bulutları İsveç’e kadar taşıdı. Yapılan açıklamalara göre, bir kaç gün içerisinde Stockholm’deki radyoaktif kirlilik düzeyi 15 kat artmıştı.  

Ukrayna’da da resmi yetkililer suskundu. Kiev sakinleri, Pripyat’a otobüs seferlerinin kaldırılmasının şaşkınlığı içindeydiler; çünkü yetkililer bu bölgeyi boşaltmışlardı. 3 Mayıs sabahı Kiev’deki bir yerel gazetede, nükleer santralde yangın çıktığı haberi yer aldı. Şüpheli insanların zihinlerindeki soru işaretleri de aydınlanmaya başlamıştı, mutlaka bir felaket yaşanmış olmalıydı… Ama hala olayın ciddiyeti halka açıklanmamıştı.

 

Kaza sırasında 13 yaşında olan Kiev’li gazeteci Anastasia Zanuda, “”Sovyet yetkililer paniği önlemeye kararlıydı. Kent çıkışında ve her köşe başında, insanların kenti terk etmesini engellemek için polisler duruyordu. Uçakta yer bulmaksa imkânsızdı. Çünkü, hepsi parti yetkililerinin çocukları için ayrılmıştı”” diyor.

 

Kazadan 36 saat sonra, insanlar Çernobil’den uzaklaştırılmaya başladı. Bir ay içinde 30 km’lik çember içinde yaşayan 116.000 kişi boşaltıldı ve bunlara yeni evler verildi. Ancak, birçoğu radyasyona maruz kalmıştı bile… Çoğu gönüllü 600.000 işçi, onarım ve temizleme çalışmalarına katıldı. Yapılan ölçümlerde maruz kaldıkları radyasyon, her biri için 165 “”millisievert””ti… 10 Millisievert insan için ölümcül dozu ifade ediyor.

Prypyat kentinde temizleme çalışmalarına katılan görevliler, ancak bir yıl sonra evlerine dönebildiler… 

Santralde gönüllü olarak çalışanların çoğu, büyük acılar çekerek öldü. Patlamanın ilk saatlerinde göreve çağırılan itfaiye erlerinin vücutlarında radyasyon yanıkları baş gösterdi. Ağızlarında, dillerinde küçük yaralar açıldı ve yaralar tüm vücutlarına yayıldı. Birçoğu iki hafta içinde öldü; çinko kaplı tabutların içine konarak kalın beton mezarlara gömüldüler.

 

Bu korkunç kazaya rağmen Çernobil kapatılmadı ve faaliyetini sürdürdü. Ama bu uygulama, beraberinde birtakım kazaları getirdi. 1991 Yılında 2 numaralı reaktörde yangın çıktı. 2000 Temmuz’unda yoğun yağışlar sonucunda 3 numaralı reaktörü su basınca, yetkililer bu bölümü tamamen kapattılar.

 

Birimlerin kapatılmasına rağmen, Çernobil’de güvenliğin sağlanması için sürekli bir mühendis ordusunun varlığı gerekliydi. Birimlerin kaplanmasında 250.000 ton beton kullanıldı. Böylece, 180 tonluk yüksek radyoaktivite içeren yakıt kapatılmış oldu. Şimdi, bu betonun yüzde 10’luk bölümü çatlaklarla dolu.

 

Çatlaklardan sızan yağmur suları, boruların dayanıksızlığı, yeni bir facianın habercisi sayılıyor. Yeni bir çevre katliamına yol açılmaması için yeni bir lahit gerekiyor. Ancak bunun maliyeti yaklaşık 400  milyon dolar… Uluslararası bir soruna dönüştüğünden, batılı devletlerin de bakım ve onarım eksiklerini gidermeye gönüllü oldukları biliniyor.

Gecikmiş olsa da Çernobil’in kapatılması, çevre gönüllülerini bir hayli sevindirdi. Çevreci kuruluşların çoğu, bu adımı, kıtayı nükleer güçten arındırmanın ilk aşaması olarak değerlendiriliyor.

Uzmanlar, 5 milyonu aşkın insanın yüksek düzeyde radyasyona maruz kaldığını söylüyorlar. Radyasyonun yüzde 40’lık bölümü Ukrayna, Sovyetler Birliği ülkeleri ve Batı Avrupa’yı etkisi altına aldı. Ancak en çok mağdur olanlar, Beyaz Rusya’nın fakir bölgeleri. Ülkenin dörtte birlik bölümü, 264.000 hektarlık bir alan tarım yapılamaz durumda, 485 köy ise tamamen boşaltıldı.

Çernobil’in insanlar üzerindeki etkisi de korkunç; temizleme çalışmalarına katılan gönüllüleri temsil eden “Çernobil Sendikası”, kaza sonucu ölenlerin sayısının 15.000’i bulduğunu ve yaklaşık 50.000 kişinin de sakat kaldığını belirtiyor. Sendika başkanı Viaçeslav Grişin’in verdiği bilgilere göre, 1991 yılından bu yana mağdurların sayısında 12 kat artış görülmüş.

Dahası, katlanarak artmaya da devam ediyor. Ukrayna Sağlık Bakanlığı, üçte birini çocukların oluşturduğu 3,5 milyon kişinin ciddi rahatsızlıklarla pençeleştiğini açıkladı. Çernobil’in çevre yerleşimlerindeki kanser hastalarının oranı, ulusal ortalamanın on kat üzerinde.

 

Kazadan bu yana, Ukrayna’da tiroit kanserine yakalananların sayısı yine on kat artmış. Birçok bilim adamı, kazanın etkilerinin yeni yeni ortaya çıktığı konusunda hem fikirler. Çünkü, radyasyon sinsice zarar veriyor ve olaydan 10 yıl sonra tanımlanamayacak hastalıklarla ortaya çıkıyor. 20 Yıl sonra bile kötü huylu tümöre ya da tiroit kanserine yol açabiliyor.

 

Uluslararası Kanser Araştırmaları Derneği’nden Dr. Elisabeth Cardis’in önderliğindeki Dünya Sağlık Örgütü bilim adamları, Beyaz Rusya’daki Gomel’de, kaza günü dört yaşın altında olan çocukların yüzde 36,4’ünün tiroit kanserine yakalandığını açıkladılar.

 

Çernobil’den yayılan radyoaktif bulut kümeleri Avrupa’ya doğru yöneldi ve birçok yeri olumsuz etkiledi. Dolayısıyla, besin zinciri de bu durumdan payını aldı. Bu etkinin 50 yıl sürmesi bekleniyor. Bugün bile Bavyera Ormanları’nda yaşayan geyikler ve yaban domuzlarında yüksek radyoaktiviteye rastlanıyor. Dahası, Galler ve İskoçya’daki koyunlarda da benzer vakalarla karşılaşılabiliyor. 1986 Yılında yetkililer, bu koyunları bir süre kontrol altında tutmaya karar vermişlerdi. Araştırmalardan çıkan sonuca göre, 10 ile 15 yıl arasında durum değişmeyecek.

  

“”Kızıl Orman””da bulunan fare kalıntılarının genetik değişime uğradıkları görüldü. 

 

1986 – 2000 Yılları arasında, kaza sırasında henüz çocuk olan 1400 gencin ameliyatla tiroid bezleri alınmak zorunda kalındı.

 

Bugün, bağışıklık sistemi bozuklukları görülen çocuklara, 2 ile 3,5 kat daha fazla rastlanıyor.

 

Kazadan bu yana 380 bin kadar çocukta kan kanserleri, tiroid sorunları ve anemiler saptandı.

 

Beyaz Rusya’da yaşayan kadınların yaşam süreleri 74 yıldan 58’e inmiş durumda. 9 Yıl içinde sakat doğan çocuk sayısı yüzde 20’lere ulaştı. Beyaz Rusya Sağlık Bakanlığı’nın verdiği bilgilere göre, ülkedeki çocukların yüzde 29’u kronik hasta. Çoğu uzman, bu durumdan Çernobil’i sorumlu tutuyor.

 

Ukraynalı bilim adamı Dr. Georgiy Lisiçenko, Dinyeper Nehri’ndeki radyoaktivite düzeyi konusunda yetkilileri uyarıyor. Bu nehir, Kiev’de ve ülkenin pek çok yerinde 30 milyon insanın içme suyunu karşılıyor; bunun yanı sıra, tarlalarda sulama amaçlı kullanılıyor.

 

Amerikan hükümeti, Ukrayna’ya giden vatandaşlarına, musluk sularını hiçbir şekilde kullanmama, şişe sularını ise kaynatarak içmeyi öneriyor.

 

Sadece insana değil, doğaya verdiği zararlar da çok ürkütücü. Radyasyon 1.500 dönümlük ormanı yok etmiş durumda. Bazı tür hayvanlar ya yok olmakla yüz yüze ya da genetik değişikliklere uğramış. Örneğin fareler arasındaki farklılık ürkütücü boyutlara ulaşmış.

 

Bu nedenlerden dolayı bilim adamları, Çernobil kazasının etkilerinin uzun dönemde araştırılması ve önlemler alınmasından yanalar. Bu kazanın, önümüzdeki yıllarda da insan yaşamını olumsuz etkileyeceği çok açık. BM Eski Genel Sekreteri Kofi Annan, 2000 yılında yayımlanan BM Çernobil Raporu’nda, 3 milyon çocuğun tedavi görmesi gerektiğini ve birçoğunun ana karnında öleceğini vurgulamış, daha kötüsü, 7,1 milyon insanın gelecekte ciddi sağlık sorunları yaşayacağını belirtmişti. Korkunç patlamayla yayılan radyoaktivitenin etkilerinin tamamını 2016 yılına kadar anlamak biraz zor. Kofi Annan’a göre, daha kötüsü gelmek üzere…

Araştırmalarda ilk yıl en fazla radyosyana maruz kalan Avrupa ülkesi Bulgaristan olarak belirlenmiş. Sıralama açısından ise aşağıda yer alan ülkeler radyasyona maruz kalma derecelerine göre şu şekilde sıralanmıştır: 

Bulgaristan, Avusturya, Yunanistan, Romanya, Finlandiya, Yugoslavya, Çekoslavakya (Çek Cumhuriyeti, Slovakya), İtalya, İsviçre, Polonya, USSR, Macaristan, Norveç, Demokratik Alman Cumhuriyeti, Türkiye, İsveç, Federal Almanya, İrlanda, Lüksemburg, İsrail, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti – Güney Kıbrıs Rum Kesimi, Fransa, Hollanda, Belçika, Danimarka, İngiltere, Suriye, Çin, Japonya, İspanya, Hindistan, Portekiz, ABD, Kanada.

 

İlk kez bir Çernobil çalışanının ağzından nükleer kaza:  

 

Aleksandr Yuvçenko, Çernobil Nükleer Santralı 26 Nisan 1986 tarihinde patladığı gece 4 numaralı reaktörde görevliydi. Yuvçenko, o gece hayatta kalabilen çok az sayıda görevliden biri.

 

Vücudunda çok ciddi yanıklar oluştu. Doktorlar kendisini yaşatmak için bir dizi ameliyat yapmak zorunda kaldılar. Ne var ki Yuvçenko, radyasyondan dolayı hala hasta. “”New Scientist”” dergisine o gece neler olduğunu anlatıyor.

 

Çernobil’de çalışmaya nasıl başladınız?

 

Aleksandr Yuvçenko- Orada çalışmayı ben istedim. Sovyetler Birliği’ndeki en iyi santrallardan biriydi. Ayrıca Çernobil yaşamak için güzel bir kasabaydı. Ve akademik çalışmalarım sırasında bir süre orada bulunmuştum. Üstelik maaşım da iyiydi.Nükleer mühendislik Sovyetlerde prestijli bir meslekti. Oysa şimdi Rusya’daki insanlar işadamı ve avukat olmayı tercih ediyor.

 

Reaktörün patladığı gece ne yapıyordunuz?

 

-Gece mesaisindeydim. Görevimin başına geçtiğim zaman gün için planlanmış olan güvenlik testinin akşama kadar ertelendiğini fark ettim. Reaktörün gücü düşürülmüştü ve soğutma işlemini yapmak bize kalmıştı. Bu da çok kolay bir işti. O gece çok fazla yapacak bir işimin olmadığını düşündüm.

 

Patlamayı duyduğunuz zaman neredeydiniz?

 

-Ofisimdeydim. Benden boya almaya gelmiş bir arkadaşımla konuşuyor ve bazı belgeleri okuyordum. İlk duyduğum bir patlama değil, yalnızca bir sarsıntıydı. Derken iki veya üç saniye sonra patlama oldu. Ofisimin kapıları dışarı doğru patladı. Eski bir binanın yıkılması gibi her taraf buhar ile karışık toz bulutları ile kaplandı. Etraf çok nemli, çok tozluydu, çok güçlü bir hava akımı vardı. Bu arada sürekli sarsılıyorduk, pek çok şey yere düşüyordu. Işıklar söndü. İlk düşüncemiz güvenli bir şekilde saklanabileceğimiz bir yer bulmaktı. Nakliye koridoruna doğru seğirttik. Burada alçak tavanlı küçük bir geçit vardı. Orada dururken çevremizdeki her şey yıkılıyordu. Gümbürtüyü duyduğum zaman çok ağır bir şeyin düştüğünü sandım. Daha sonra savaş filan çıktığını düşündüm.

 

Bunun reaktör olabileceğini hiç düşündünüz mü?

 

Hayır. Bu olmadan önce hiç bir titreşim veya bir ses duymadık. Bazı şeylerin bozulduğuna ilişkin en ufak bir belirti yoktu. Hepimiz çeşitli acil durumlar için eğitilmiştik. Bizler mühendis olarak reaktörlerin neler yapabileceğini, neler yapamayabileceğini ve nelerin olabileceğini öğrenmiştik. Yangın ve başka şeyler için hazırlıklıydık, ancak bunun için eğitilmemiştik. Güvenlik önlemlerinin yeterli olduğunu düşünüyorduk ve eğer kontrol çubuklarını indirmek için acil durdurma düğmesine basılırsa İki kontrol odasındaki arkadaşım Leonid Toptunov da bunu yapmıştı- santral duracaktı. Ancak durmadı. İnsanlar hata yapabilir, ancak güvenlik önlemlerinin bunu telafi edebileceğini düşünüyorduk. Hepimiz işletme talimatnamesinde yazılanların doğruluğuna inanıyorduk.

 

Patlamadan sonra ne yaptınız?

 

-Ofisime geri döndüm ve 4. reaktörün kontrol odasına telefon açmaya çalıştım. Ancak hatlar kesikti. Derken 3.reaktörün kontrol odasındai telefon çaldı. Sedye getirmem emredildi. Sedyeleri kaptım ve koşmaya başladım. Kontrol odasının dışında patlama merkezinin yakınlarında bulunan bir arkadaşıma rastladım. Kendisini tanıyamadım. Giysileri simsiyahtı ve yüzü tanınmayacak haldeydi, çünkü başından aşağı kaynar su dökülmüştü. Kendisini sesinden tanıdım. Bana patlama bölgesine gitmemi söyledi, çünkü orada başka yaralılar vardı. Bu arkadaşımla başkaları ilgilendiği için bir fener kapıp soğutma tanklarının yakınındaki diğer operatörü bulmak için koştum.

 

Orada ne buldunuz?

 

-Operatörü bulacağımı sandığım yere gittim ama kimseyi bulamadım. Yalnızca kocaman bir yıkıntı ile karşılaştım. Operatör diğer tarafta idi, sürünerek oradan uzaklaşmayı başarmıştı. Yine aynı tablo ile karşı karşıya idim: Üstü başı pislik içinde ve sırılsıklamdı; en kötüsü sıcak sularla haşlanmıştı. Ayakta durabiliyordu, fakat şoktaydı ve titriyordu. Bana ana patlamanın olduğu yere gitmemi ve orada arkadaşım Vera Khodemçuk’u bulabileceğimi söyledi.

 

Daha sonra neler oldu?

 

-Bu noktada Yuri Tregub’u gördüm. Bu arkadaşım Çernobil’in yardımcı baş mühendisi Anayoli Deatlov tarafından 4. kontrol odasından gönderilmişti. Deatlov, Tregub’a acil yüksek basınç soğutma suyunu açarak bölgeyi sulama görevini vermişti. Bunu tek başına yapamayacağını fark ederek, Tregub ile suyu açmaya gittik.

 

Başardınız mı?

 

-Muslukların olduğu bölüme erişemedik. Soğutucu tanklar reaktöre yakın bir holdeydi. İçeriye girmek için iki kapısı vardı. Birincisinden giremedik, çünkü duvarlar çökmüştü. Bunun üzerine aşağı indik ve diğer kapıyı denedik. Dizlerimize kadar suyun içindeydik. Kapıyı açamadık ancak aralıktan içeriyi görbiliyorduk. Gördüklerimiz yıkıntıdan başka bir şey değildi. Devasa su konteynerleri patlayıp parçalanmıştı. Geride yalnızca bir duvar ve bir kapı kalmıştı. Biz açık alana bakıyorduk. Ne olup bittiği hakkında daha net bir şeyler öğrenmek için dışarıda yürüdük. Gördüklerimiz gerçekten ürkütücüydü. Her şey mahvolmuştu. Su soğutma sisteminin tümü gitmişti. Reaktörün bulunduğu holün sağ kanadı tümüyle yıkılmıştı, sol tarafta borular sarkıyordu. O anda Khodemçuk’un kesin olarak öldüğünü anladım. Bulunduğu yer yıkılmıştı. Büyük türbinler hala ayaktaydı ancak çevresindeki her şey harabeye dönmüştü.

 

Büyük bir olasılıkla bu yıkıntıların altında kalmıştı. Durduğum yerden reaktörden sonsuza doğru uzanan bir ışık huzmesinin yayıldığını gördüm. Havanın iyonize olmasıyla oluşan lazer ışığına benziyordu. Mavimsi bir ışıktı ve çok güzeldi. Birkaç saniye ışığı izledim. Eğer orada birkaç dakika kalsaydım hemen oracıkta ölebilirdim, çünkü gama ışınları, nötronlar ve dışarıya çıkan her türlü zararlı maddeye hedef oluyordum. Fakat Tregub orayı hemen terk etmem için beni uyardı. O benden daha yaşlı ve tecrübeliydi.

 

Daha sonra ne yaptınız?

 

4 no’lu kontrol odasına ulaşmaya çalıştık. Fakat yolda, reaktör holüne giderek kontrol çubuklarını elle indirmeleri için Deatlov tarafından gönderilmiş üç işçiye rastladık. Tregub, kontrol odasına koşarak giderek gördüklerimizi rapor etti. Ben yardım etmek için bu üçü ile birlikte gittim. Onlara kendilerine verilen emrin saçma olduğunu, çünkü ortada reaktör holü diye bir şeyin kalmadığını söyledim. Dolayısıyla kontrol çubuklarının kalmamış olması büyük bir olasılıktı. Ancak onlar holü yalnızca aşağıdan gördüğümü, yukarıdan da bakmak istediklerini söylediler.

 

Reaktör holüne geri döndüğünüzde ne oldu?

 

-Bir çıkıntının üzerine çıktık, oradan merdivenlere atladık. Ben üçünün arkasındaydım ve feneri taşıyordum. İşçiler feneri benim elimden alıp içeri girdiler. Ben dışarıda kalıp, kapıyı tuttum ve reaksiyonlarına kulak verdim. Hol bir volkan kraterine benziyordu. Yapacak bir şey olmadığına karar verip dışarı çıktılar.

 

Bu üçüne ne oldu?

 

-Üçü de çok kısa bir süre içinde öldüler. Duvar ve kapı benim hayatımı kurtardı. Ben yalnızca kapıyı tuttuğum halde oldukça yüksek dozda radyasyon almışım. Yapabileceğimiz her şeyi yaptık. Bu çok kötü bir duygu. Yani yapacağınız hiçbir şeyin olmaması.

 

Neler hissettiniz?

 

-Hastalandığımı anladım. Radyasyon hastalığının ilk belirtilerinden birinin kusma olduğunu biliyordum. Ancak zararlı bir şey yiyip yemediğimi düşünmeye başladım. En kötü düşünceleri kafamdan atmaya çalışıyordum. Patlamadan yarım saat sonra elinde bir dosimetre taşıyan bir adam görmüştüm. Her tarafı kapalı olduğu için kim olduğunu anlayamamıştım. Ona ölçümü sorduğumu hatırlıyorum. Bana cihazın kendisini gösterdi. İbre skalanın dışındaydı. Çok korkutucu bir andı. Ne kadar radyasyon aldığımızı söylemek mümkün değildi, ancak çok yüksek bir dozda olduğunu tahmin ediyorum. Sabaha karşı saat 5 civarında yerel bir hastaneye götürüldüm, çünkü kendi başıma gidemeyecek kadar halsizdim. O gece Moskova’ya götürdüler beni.

 

Sizi nasıl tedavi ettiler?

 

-Çok yoğun ve zor bir tedaviydi. Sizin de buna dayanmanız için çok güçlü olmanız gerekiyordu. Bana sürekli olarak kan ve plazma verdiler. Birkaç ay başkalarının kanı ile yaşadım. Daha sonra radyasyon yanıklarının açtığı ülserler belirmeye başladı. Çok fazla yanığım vardı. Ancak birkaç ay sonra yaşama şansımın olduğu anlaşıldı.O noktadan sonra vücudum kendi olanaklarıyla çalışmaya başladı. Artık kan verme gereği kalmamıştı. Ama sürekli olarak morfin veriyorlardı. Karım Nataşa çok kilo kaybettiğimi ve ölmekte olan birine benzediğimi, çok sessiz ve yavaş konuştuğumu söylüyor. Ancak aklım berraklığını hiçbir zaman yitirmedi. Neler olup bittiğini anlıyordum.

 

Sizi ayakta tutan neydi?

 

-Çok iyi bir tedavi gördüm. Doğal olarak sağlıklı ve güçlüydüm. O sırada yalnızca 24 yaşında olduğumu düşünürseniz… Hala sürekli olarak deri nakli yapılıyor. Hala ülserlerim var. Eğer yanıklar olmasaydı durumum daha iyi olabilirdi.

 

Rus halkı size nasıl davranıyor?

 

-Bu konuda konuşmamaya çalışıyorum. İnsanların bu konuyu bilmelerini de istemiyorum. Bana iki madalya verdiler. Biri o gece yaptıklarım için şeref madalyası ve birini de 10 yıl sonra verdiler. Ancak herkes bu tür madalyalar aldı. Günlük yaşantımı sürdürmeye çalışıyorum. Komşularım benim kim olduğumu bilmiyor. Bu kaza arkasında leke bırakan bir durum.

 

Çernobil’e bir daha gittiniz mi?

 

-Bir kez, 2000 yılında kapattıkları zaman. Özel davetli olarak gittim. 3.reaktör bloğunun çevresinde dolaştım. Bu, patlayanın tam bir kopyasıydı. Kendimi çok iyi hissettiğimi söyleyemem. Reaktörün tepesine çıktığım zaman dizlerim titriyordu.

 

Nükleer enerji konusunda neler söyleyeceksiniz?

 

-Karşı değilim. Yeter ki güvenlik konusu her şeyin başında gelsin. Eğer güvenliğe her aşamada öncelik tanırsanız bence sorun yaşanmaz.

 

Hazırlayan: F. Serkan BAG 

 

Focus, Korrespondent ve Hürriyet, Ntvmsnbc.com, Birleşmiş Milletler Raporu, Ukrayna Başbakanı’nın Açıklamaları; Ukrayna Sağlık Bakanı’nın Açıklamaları.

 

 

 

TUID bizi Twitter da takip et, Facebook da ekle. RSS servisimize üye ol