05:50 pm - Tuesday 06 December 2016
| | |


Hristiyanlar İçin Tarihi Bir Gün – Deniz Berktay

By TUİD WebAdmin - Cum Şub 12, 2:29 pm

Papa ve Patrik_0

Papalar, 1965’ten bu yana, Ortodoks dünyasının onursal ruhani lideri olarak kabul edilen Fener Rum Patriği ile defalarca bir araya gelmişti. Fakat Moskova Patriği ile görüşme, çeşitli dini ve siyasi nedenlerden ötürü gerçekleşmemiş ve Papa’nın Moskova’yı ziyaret talepleri, Batı karşıtı politikasıyla bilinen Moskova Patrikhanesi tarafından reddedilmişti. Nitekim bu görüşme de, iki ruhani liderin Güney Amerika’ya yapacakları tur öncesinde, yollarının Küba’da kesiştiği zamana ve tarafsız bir bölgeye denk getirildi.

Moskova Patrikhanesi’nden yapılan açıklamaya göre, görüşmede Ortadoğu, Kuzey ve Orta Afrika’da yaşayan, bu bölgelerdeki savaşlara ve radikal İslamcı grupların saldırılarına maruz kalan Hristiyanların durumu konuşulacak. Bir diğer önemli konu ise, Vatikan’la Moskova Patrikhanesi arasındaki en gerilimli sorun olan, Ukrayna’da Doğu Ritüelli Katoliklerin Ortodoks nüfusa yönelik misyonerlik faaliyetleri ve bu topluluğun “Rusya karşıtı tavırları” olacak.

Moskova Patrikhanesi, günümüzde sadece Hristiyan dünyasında değil, Ortodoks dünyasında da en muhafazakâr kurumlardan biri durumunda.

Yakınlaşmanın nedenleri

İki ruhani liderin yüzyıllar süren gerginliğe rağmen şimdi görüşmeye karar vermesinin çeşitli nedenleri var.

Öncelikle Rusya’daki Katolik misyonerlik faaliyetleri azaldı ki Rusya’daki Katolik misyonerlik faaliyetleri, iki kilisenin ilşkilerinin en sorunlu yönlerinden birini oluşturuyordu. İkinci olarak Rus Kilisesi’ne göre, Hristiyanlık bugün iki tehdit altında. Birincisi, Ortadoğu’daki Hristiyanlara yönelik tehditler, diğeriyse, Batılı toplumların hızla geleneksel değerlerden uzaklaşması yani Hristiyanlığa içerden gelen tehditler. Moskova Patrikhanesi’nin kürtaj, eşcinsel evlilikleri ve benzeri konulardaki gelenekselci tutumu, Vatikan’ın tutumuyla örtüşüyor ve Moskova, Hristiyan dünyasının en kalabalık mezhebinin lideri olan Papa’yla güç birliğinin yararlı olacağı düşüncesinde.

Bir diğer etken, Ukrayna. Zira Ukrayna’daki çatışmalar, Rusya’yı Batı’dan büyük ölçüde izole etti. Bu şartlarda Moskova Patriği’nin Papa’yla ortak mesaj vermesi ve iki kilise arasında diyaloğun yoğunlaşması, Kremlin’in bu darboğazdan kurtulmasına yardımcı olabilir.

Kremlin’in Avrupa’yı etkileme politikasının önemli bir ayağını, Avrupa’daki muhafazakâr kesimlerle yapılan işbirliği oluşturuyor. Vatikan’la yakınlaşmak, Rusya’nın politikasını kolaylaştıracaktır.

Papa, Ortodoks dünyasıyla diyalog konusunda bu zamana kadar Fener Patriği’ni muhatap almıştı. Oysa Fener’in Ortodoks dünyası üzerindeki gerçek nüfuzu, sınırlı.  Moskova Patrikhanesi gibi 100 milyondan fazla üyesi olan bir yapıyı muhatap almak, Papa açısından da önemli bir adım olacak.

Ukrayna krizinden Moskova Patrikhanesi de etkilendi. Zira cemaatinin ve mülkünün önemli bir bölümü, Ukrayna’da fakat Rusya’yla Ukrayna arasındaki fiili savaş hali Ukrayna’da Moskova Patrikhanesi’ni zora soktu. Papa’yla ortak mesajlar vermek, Rus Patrikhanesi’nin Rusya dışındaki imajını etkileyebilir.

Bu yıl, Ortodoks dünyası çok önemli bir etkinliğe sahne olacak. Ortodoks dünyası, 1000 yıl aradan sonra, ilk kez Ortodoks Konsülü’nü topluyor. Konsülün toplantısı, bu haziran ayında, Girit’te gerçekleşecek. Bunun öncesinde Papa’yla bir araya gelip ortak mesajlar verilmesi, Fener Patrikhanesi karşısında Moskova’nın elini güçlendirmiş olacak.

İki kilise arasındaki yakınlaşma sürecinin Rusya’nın Batı kamuoyundaki etkisini güçlendireceği muhakkak. Haliyle bu buluşmanın orta vadede siyasi etkilerinin olacaktır.

Peki, bu iki kilisenin liderleri tarih boyunca neden daha önce görüşmedi? Aralarındaki sorunların kaynağı nedir? Bugün yapılacak görüşme Hristiyan dünyası ve dünya siyaseti açısından ne anlama geliyor? Bu sorulara yanıt verebilmek için tarihe bakmakta fayda var.

Rus nüfusunun büyük çoğunluğu, Hristiyanlığın Ortodoksluk mezhebine mensup. Rusların tarihindeki ilk devlet olan Kiev Rus Prensliği döneminde Prens Vladimir, merkezi bir devlet kurmanın yolunun tek tanrılı bir din kabul etmekten geçtiğini düşünerek 988 yılında Bizans’tan aldığı Ortodoks Hristiyanlığı resmi din ilan edip putperestliği yasaklamıştı. Tarihçilere göre, Vladimir’in bu kararında, Katoliklikte Papa’nın otoritesinin hükümdarların otoritesinin üzerinde olmasına karşılık Ortodoks Bizans İmparatorluğu’nda kilisenin büyük ölçüde hükümdara tâbi olduğunu görmesinin etkisi vardı.

Katolik-Ortodoks kavgası

Hristiyanlığın iki merkezi olan Roma ve Konstantinopolis (İstanbul) arasında zamanla hem yetki hem de ayin usulleri konusunda görüş farklılıkları ortaya çıktı. Hristiyan konsüllerinde, beş kilise patriklik statüsüne çıkartılmıştı (Roma, İstanbul, İskenderiye, Antakya ve Kudüs). İstanbul Patrikhanesi, Roma’nın bu beş kilise arasında eşitler arasında birinci olduğunu, yani Roma’nın birinciliğinin onursal olduğunu savunuyordu. Roma ise, kendisinin Hristiyan dünyasının her anlamda mutlak lideri olduğunu savunuyordu. Bu tartışmalara zamanla ilahiyatla ilgili görüş farklılıkları da eklendi. Gerginlik 1054’te iyice arttı ve iki kilise birbirini aforoz etti.

İlişkileri asıl koparansa, Katoliklerin 1204’te İstanbul’u işgali oldu. Bu yıllarda Rum Ortodokslara yönelik yağmalar, katliam ve tecavüzler, Katoliklerle Ortodokslar arasındaki sorunu, ilahiyatçılar arasındaki bir sorun olmaktan çıkartıp halklar arasında kalıcı bir düşmanlığa dönüştürdü.
Ortaçağ’da Papa, sadece Müslümanlara karşı değil, Rusya’daki Ortodokslara karşı da Haçlı Seferleri düzenledi. 16. ve 17. yüzyıllardaysa, Katolik Polonyalılarla Ortodoks Rus ve Ukraynalılar arasında sayısız çatışma yaşandı. Bu dönemlerde Rus ve Ukraynalı Ortodoksların gözünde Katoliklik, Polonyalı işgalcilerle özdeşleşmişti.

Bizans imparatorları’nın Osmanlı’ya karşı Batı’dan destek bulabilmek için Papa’nın dini egemenliğini kabul etmesi, Latinlerin yaptıklarını unutmayan Bizans halkının ve alt düzeydeki ruhbanın sert tepkisini çekti. O dönem Bizans’ın önemli devlet adamlarından Lukas Notaras’ın “İstanbul’da Latin külahı görmektense Türk sarığı görmeyi tercih ederim” sözü tarihe geçecekti.

İstanbul’un fethinin ardından Fatih Sultan Mehmet, Ortodoks tebaasını patrikhane aracılığıyla yönetebilmek için İstanbul Patriği’ne, Bizans döneminde sahip olmadığı yetkileri verirken, Rum Ortodoksların Katoliklerle birleşme girişimlerini de yasakladı.

İstanbul Türklerin eline geçince Ortodoksluğun merkezi Müslümanlara tâbi olurken, kuzeyde Rus prenslikleri içinde Moskova Prensliği, Rus Kilisesi’nden aldığı desteğin de etkisiyle giderek güçleniyordu. Moskova, Katolik-Ortodoks birleşmesine tamamen karşıydı ve Fatih’in İstanbul’u fethinin, Tanrı’nın Katoliklerle birleşen Bizans’a cezası olduğunu savunuyordu. Rus çarları, Moskova’nın gerçek Hristiyanlığın merkezi haline geldiğini, Moskova’nın Bizans İmparatorluğu’nun varisi olduğunu savunmaya başladı. Moskova Patrikhanesi, Osmanlı dönemi boyunca Fener Patrikhanesi’ne maddi yardımlarda bulundu ve 1700’lerden itibaren, Osmanlı’daki Ortodoksların koruyucusu sıfatıyla etkin müdahalelerde bulunmaya başladı.

En muhafazakâr kiliselerden biri

Bu tarihsel koşulların da etkisiyle Moskova Patrikhanesi, günümüzde sadece Hristiyan dünyasında değil, Ortodoks dünyasında da en muhafazakâr kurumlardan biri durumunda. Nitekim Fener Patrikhanesi’nin modern takvim olan Gregoryen Takvimi’ne geçmesine karşılık Moskova Patrikhanesi’nde hâlâ Julien Takvimi kullanılır. Yine Rum Ortodokslarından farklı olarak Rus kiliselerine kadınlar başı açık giremez. İbadetler ayakta yapılır ve sadece ayakta duramayacak olan kişiler için sınırlı sayıda oturma yeri bulunur.

Moskova Patrikhanesi bir siyasi araç da olmuştur. Sovyet lideri Stalin, 1930’larda bütün dini kurumlara şiddetli baskı uygularken, İkinci Dünya Savaşı’yla birlikte, dini kurumları yanına çekmenin daha doğru olacağını düşündü. Bu amaçla, Moskova Patrikhanesi’ni Doğu Avrupa’ya müdahalenin dini ayağı olarak kullanmaya başladı.

Bunun üzerine ABD de Fener Rum Patrikhanesi’ni destekledi. Böylece iki patrikhane, Soğuk Savaş’ın iki karşıt tarafında karşılıklı mücadeleye girişti. Yine ABD’nin politikalarına paralel şekilde hareket eden Vatikan da Fener’le yakınlaştı ve iki kilise, 1965’te karşılıklı olarak aforoz kararını kaldırdı ve görüş ayrılıklarını korumakla birlikte düşmanlık haline son verdiler.

Moskova Patrikhanesi’yle Vatikan arasındaki ilişkiler 1980’de başladı ama 1990’larda iki nedenden ötürü iki kilisenin arası yine açıldı: 1- Vatikan’ın Rusya ve eski Sovyet ülkelerinde Ortodokslara yönelik etkin misyonerlik faaliyetleri 2- Ukrayna’da Ortodoks geleneklerini sürdüren Katoliklerin oluşturduğu Doğu Ritüelli Katoliklerin (yani Grekokatoliklerin) Rus Ortodoks Kilisesi’ne yönelik çalışmaları. Buna Rusya’yla Batı arasındaki gerginliklerin kiliselere yansımasını da ekleyebiliriz.

Bu iki sorundan Rusya’daki Katolik misyonerlik faaliyetleri epey azalmış durumda. Ukrayna’daki Doğu Ritüelli Katolikler konusu ise, ilişkilerde önemli bir sorun olmayı sürdürüyor. Buna rağmen, şartlar iki kiliseyi yakınlaşmaya yönlendirdi. Kremlin’in iç ve dış politikalarına en etkin desteği veren Moskova Patrikhanesi’nin Vatikan’la yakınlaşmasının Rusya’nın Batı’nın izolasyonundan kurtulmasına ne kadar katkı sağlayacağını ise önümüzdeki dönemde göreceğiz.

1977 doğumlu Deniz Berktay, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden mezun oldu. Cumhuriyet Gazetesi, BBC Türkçe, Deutsche Welle Türkçe, Doğan Haber Ajans’nda ve Ukrayna muhabiri olarak TRT’de görev yaptı. Bölgeyle ilgili araştırmalarının ve gazetecilik faaliyetlerinin yanısıra avrasya-haber.com sitesini hazırlamaktadır.

 

http://aljazeera.com.tr/

TUID bizi Twitter da takip et, Facebook da ekle. RSS servisimize üye ol