11:32 am - Friday 09 December 2016
| | |


Bükreş Notları, Sistem, Mehmet Küçük

By TUİD WebAdmin - Cts Kas 19, 12:15 pm

bu%cc%88kres%cc%a7-go%cc%88kyu%cc%88zu%cc%88

İkinci dünya savaşında Almanlar Romanya yı işgal eder, birliklerden biride bir köye yerleşir, komutanlarıda bir köylünün evinde zorunlu misafirlik yapmaya başlar. Gece olur Alman subayın ihtiyaç gidermesi gerekir ve evin sahibine bu isteğini söyler, köylüde dışarı çıkalım der birlikte çıkarlar karanlığın için de bir süre yürürler ve tarlanın ortasında köylü subaya burası der.. Karanlık ve soğukta boş bir arazide çömelmesi gereken subay hiddetlenir alışık olmadığı bu hale isyan eder ‘’ Kein system, kein system’’ diye bağırır, bizim köylü gayet sakin ‘’ tabii sistem yok zaten olsaydı şimdi sen bizim tarlaya çömelip ihtiyacını gidermiyor ben Almanya da bir yerlerde senin yaptığnı yapar olurdum’’ der…

Geçenlerde yolumuz Romanya ya düştü. Uzun yıllardır görmediğimiz yakın olmasına rağmen gidemediğimiz Bükreş e..  Daha önceleri hep karadan gitmiştik ilk kez uçakla Bükreşe inerken gecenin karanlığında şehrin ışıklarını seyrederek indik, havalimanları artık şehirlerin aynası ülkelerin bir noktada gelişmişlik göstergesi.. Şık, cephesi cam ve çelik karışımı bir mimari karşıladı bizi fakat terminale girince iş değişti.. Yürüyen merdivenler var fakat çalışmıyor elde bavullar ve kucağında bebekleri ile anneler iki kat tık nefes çıktılar, nefes nefese yorgun, mermerler kırık, yönlendirmeler elle alelusul yazılmış, görevliler dağınık ve biraz laubali.. Pasaport kontrolünden çıkışa yöneldik, adeta bir eski Topkapı otabüs garı manzarası, kargaşa karmaşa…

Merkezinde kimi binalarına ve yollarına baktığınızda Parise mi geldim dedirtecek kadar şaırtıcı benzerlikler, Seine nehrini andıran görüntüler eşliğinde, son elli yılda Bükreşe gelen devlet ve sanat insanlarinin kaldığı ve giderkende bir imzalı resmini bıraktığı Hilton zincirinin işlettiği Athene Palace otelinin şık kafesinde bir kahve içip şehirdeki koşturmaayı izlemek gerçekten keyifli.

Çavuşesku: Adeta Romanya ile özdeşleşmiş bir isim; eşi Elena ile birlikte uzun yıllar ülkeyi yönetti ve kanlı bir halk ihtilali ile yönetimi kaybetti, eşiyle birikte apar topar kurşuna dizilmesini dünya şok olarak izlemişti.. 1.000 odalı Parlemento binasını gezerken adeta Çavuşeskunun hayali koridorlarda gezer.. Atmışbin metrekare ve kelimelerle anlatılması imkansız ihtişamlı ve olağanüstü büyüklükte sayısız salon ve koridorlar, 700 mimar ve 20.000 işçi 24 saat çalışarak uzun yıllar ve milyar dolarlar harcayarak inşa ettiği bu Parlemonto, Saray karışımı binanın girişi de havaalanının çıkışından farklı değil.. Kırık mermerler, ihtişamlı merdivenlerin önüne inşa edilmiş alüminyum çirkinmi çirkin bölmeler, görkemli salonlarda cola dolaplari ve kilometrelerce kablo kablo..

Bina sadece bir Parlemonto değildi, Romen halkının evi ve Romanyanın gücünü dünyaya gösteren bir abide idi.. Yay şeklinde inşa edilen sarayın hemen önünde konuşlanan çalışanlar için yapılan binalar ve saraya açılan Şanzelizenin bir benzeri bulvar herşey herşey etkiyi arttırmak için yapılmıştı… Avizeler tonlarca ağırlıkta ve muhteşem, halılar, tavan süslemeleri nefes kesici, sosyalizmin yönettiği Romanya Almanların kolayca yuttuğu ülkeden çok farklıydı ve gurur duyuyorlardı eserleriyle.. Saray avrupanın fakir halkının gözü önünde inşa edilirken yönetim bir hata daha yaptı: Büyük Romen ulusu borçlu olamazdı ve başkan borçların ödenmesini emretti… Bu ekonomi politikasının halka yansıması ölümcül oldu.. Mağazaların önünde kuyruklar uzadı, et süt gibi temel ihtiyaç maddeleri bile bulunamaz haldeydi ve kış o yıl daha bir çetin geçti soğıktu ve evler ısıtılamıyordu oysa Parlemento sarayı neredeyse küçük bir şehir kadar enerji tüketiyordu..

Hoşnutsuzluklar başladı önce evlerde kafelerde kandi arasında daha sonra toplumsal olaylara dönüştü, protestolar çığ gibiydi.. polis serrti acımasızdı. Çavuşesku yapılanları anlamayan halka karşı sinirli idi ve başkentte halka hitap etmeye karar verdi ve herşey o konuşmayla başladı ve bitti o konuşurken uzun nutuklarından birini atarken topluluğun içinden biri ‘’ YALAN SÖYLÜYORSUN’’ diye bağırdı, topluluk dalgalandı sesler yükseldi ve uzun iktidarı boyunca hiç olmayan birşey oldu: Kitle o sese katıldı ve yüzbinlerce kişi başkanın önünde bağırmaya ve yalan söylüyorsun diye haykırmaya başladı. Uzun yıllar boyunca inşa edilen herşey yıkıliyordu: Büyük sosyalist Romanya , dünyaya örnek sistem, Karpatların kartalı, Büyük  ve onurlu ulus söylemi ve daha pekçok şey, Çavuşesku ölümcül bir hata daha yaptı bir helikopter terasa indi ve halkın gözü önünde ve haykırışlarının arasında kaçtı… Resmen kaçtı.. Filmin sonu zaten malum; yakalandı pekde etik olmayan bir şekilde yargılandı ve bir askeri birlikte zırhlı personel taşıyıcın yanında eşi ile birlikte infaz edildi..

Bina heryıl santim santim toprağa gömülüyor, yerin altında inşa edilen atom savaşına  dayanıklı odaları ve sayısız sığınakları ile beraber inanılmaz bir beton kitle onu yaptıran fikir babası gibi toprağa gömülüyor, Pentagondan sonra dünyanın ikinci büyük binası şehrin içinde bir şehir  gibi arazisini çeviren beton duvarları ile birlikte toprağa gömülüyor.. Ve sarayın içinde devam eden başka bir inşaat, Avrupanın ikinci büyük katedralini inşa ediyor Romenler.. Dünyanın ikinci büyük kamu yapısından sonra ikinci büyük dini yapı.. İroni bu olsa gerek..

Avrupa birliği üyeliği ülkeye belliki kredibilite getirmiş..  Buda çokça otellere ve avm lere akmış.. Başkentin merkezinde yürürken iki binadan birisinin otel olmasına şaşırmadım, tanıdık geldi bu manzara ..

Balkanlar kışı sert yaşar, kasım ayı olmasına rağmen güneşli bir havada gösterişli Marriott un karşısında  Katolik ülkenin nadir Ortodox kilisesinin bahçesinde temiz kıyafetli kadınlar ve erkekler kapısı açık küçük kiliseye girip çıkıyorlar, kırklı yaşlarda Rahip arada bahçeden binadan çıkıp bahçedeki ikon ve mumlar satan dükkana girip çıkıyor onu gören çocukların rahibin sevmesi için başlarını eğmeleri onunda şefkatle çocukları okşaması görülmeye değer.. Dini yapıların küçükleri ve sadeleri çok daha samimi..

Bir gece vakti gelip iki gecemizi geçirdiğimiz Bükreşi gene gece vakti terk ediyoruz, ışıklı caddeler, Dacia arabalar, sovyetik binalar, dünyaya model olma iddiasından Avrupanın yoksul üyesi olmaya razı olma, Parlemento binası, Şanzelize, heryerde olduğu gibi Türk dönerciler…

 

Değişmeyen tek şey var gibi: ‘’Kein System’’

Mehmet Seyfettin Küçük

TUID bizi Twitter da takip et, Facebook da ekle. RSS servisimize üye ol